Güneş Balçıkla Sıvanmaz

Cumhuriyet ve Mustafa Kemal,
1923 Cumhuriyet Devriminde 
“Aklı Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Kuşaklar”
yetiştirmeyi temel almıştır.

(Devrimci Cumhuriyet, 1923-1946 arası enerjisinin büyük bir kısmını eğitime, öğretmen yetiştirmeye, kültüre ve aydınlanma hareketine vererek ülkenin ortaçağdan çağdaş uygarlığa aydınlık yürüyüşünü başlatmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar iç  ve dış bazı çıkar çevreleri bu yürüyüşe engel olmaya çalışmış, yakın zamanlarda da ne yazık ki, Cumhuriyetin birçok kazanımı yok edilmiştir. Ancak, aydınlanmaya ve Cumhuriyete gönül vermiş olanlar her geçen gün bilinçlerini ve umutlarını çoğaltmakta, karanlığa karşı savaşımlarını sürdürmektedir. Güneş balçıkla sıvanamayacak, ortaçağa dönmek  isteyenlerin hevesi kursaklarında kalacak ve hiçbir güç  bu aydınlık yürüyüşün önünü kesemeyecektir)


Sokakta, evde, işyerinde her türden karşılaştığımız şiddet yaşamımızın bir parçası oldu. Kadına, erkeğe, çocuğa uygulanan şiddet azalacağı yerde artış gösteriyor. Psikolojik sorunlarımızı, şiddetle, küfürle, bağırmayla, öldürmeyle, intiharla çözmeye çalışıyoruz.
Bir yandan ülkemizi yönetenler, kültürlü ve misafirperver bir toplumdan, medeniyet seviyemizin diğer ülkelerin üstünde olduğundan söz ederken, diğer taraftan pratikte yaşanılan olumsuzluklar söylenenleri doğrulamıyor. Yönetenler aksine insanları kandırmaya yöneliyorlar. Sorunlarımız, toplumsal olarak ele alınıp çözüm üretilmediği, bir avuç sermayenin, burjuvazinin çıkarlarını korunduğu sürece, ‘bizim kültürümüz çok iyidir’ demek, öyle olduğunu düşünmek doğru değildir. Devlet insanların eğitim kalitesini yükseltmek, kültürünü artırmak zorundadır. İlk önce insan denilerek yola çıkılmalı, atılan her adım insanlar için olmalıdır.
Eğitim şart ama nasıl bir eğitim? 2004’ten bu yana eğitimde denemediğimiz şey kalmadı.
İlkokula başlar başlamaz, din ile beslenen kültürümüz ırkçılık temeline dayanıyor. İktidar her ne kadar ‘dindar’ ve ‘kindar’ nesil yetiştireceğiz dese de, beslendikleri kaynak Kemalizm sisteminin özgürlüğüdür. Aynı yolda kendi düşüncelerini insanlara kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Eğitime evet ama nasıl bir eğitim sistemi olmalı ki, sorunlarımızı aşalım? Türk eğitim sistemi, ülkenin kuruluşundan bugüne kadar yönetime gelen her iktidar, koalisyon hükümeti, askeri darbeci tarafından ‘ben daha Türkçüyüm’ diyerek delik deşik edildi, bilimsellikten uzak, ezberci bir anlayışla durmadan orasından, burasından çekiştirildi, okullarda müfredat yaz-boz tahtası gibi durmadan değiştirildi. Bunun kaçınılmaz sonucu: Eğitimcilerin aklının karışması öğrencilerde de bir bocalama yarattı.
Eğitim sisteminde bugüne kadar aydın ve çalışkan öğretmenler iktidar partileri tarafından hep cezalandırıldılar; sürgüne gönderildiler, soruşturmalara uğradılar, açığa alındılar, tutuklandılar, ikaz ‘tehdit’ edildiler.
Milli Eğitim’deki kadrolaşma girişimini, kendi düşüncesinden olmayan müdürleri tırpanlayarak başlattı. Bu tırpanlamanın bir amacı da kindar nesli yetiştirirken kendi eğitimci kadrolarına hareket alanı açmaktı. 4+4+4, TEOG ve nitelikli okul. Her okulda mescit açılmasına hız verirken, laboratuar ve özel eğitime muhtaç çocuklara alan bulamadılar. Derdimiz mescit açılması değil derdimiz hak, adalet, eşitlik. İmam hatiplerin sayılarını da artırma yoluna gittiler. Peki tamam ama nerede fen liseleri, nerede sosyal bilimci çocuklarımız, nerede spor bilimleri. Şeriat sistemi yavaş yavaş oturtulmaya çalışanlar. Bunlar yanlışlıkla yapılan işler değildir. Bilinçlice yapılmaktadır. Halkın nabzı yoklanmaktadır. Fakat eğitim 2004’ten beri dikiş tutmamaktadır.

Adının değişmesine benim bile yetişemediğim TEOG, LGS sonuçları liselere giriş sınav sistemini, İmam Hatip’lere yönlendirme sistemi gibi işlediğini göstermiş, tercih yapmayan öğrencilerin 40 bini MEB tarafından İmam Hatipli yapılmıştır. İmam Hatipli yapılan öğrencilerin ikisinin gayrimüslim olduğu ortaya çıkmıştır. Başarılarını perçinleyerek ideolojilerini hayata geçirmek için eğitim sistemine el attılar. Eğitim sistemi gerici yapısından arınamayacağı gibi ‘ot gibi’ nesiller, kendini sorgulamayan bir gençlik yetiştirmeye çalışıyorlar, böylece sömürü ve talan düzeni devam ettirmek hedefleniyor.

Eğitim sistemini hepten özelleştiriyorlar. Paran kadar eğitim alma dönemi başladı. Derdimiz özel okullarda değil, burada bir avuç sermayedar, para babaları kasalarını dolduracaklar. Devletin benimsediği politika; eğitim veren ile alan arasında ‘mal sahibi- müşteri’ ilişkisini yaratmaktır. Oysa bilimsel eğitim, fırsat eşitliği, parasız eğitim, kollektif çalışma tüm etkenler öğrenciden yana olmalıdır. Gerici düzenini yıkmak örgütlü halk gücüyle olur. HALK düşünmelidir biz ne istiyoruz? Paralı eğitim mi, parasız eğitim mi? Dini eğitim almak isteyenlere özgürlük verilirken, bilimsel eğitim almak isteyenler bu haktan mahrum edilmemelidir. İlk önce Halk kararını vermelidir. Halk bu kadar yalpaladığı sürece eğitimin ve çocuklarımızın yalpalamaları ve başarısızlıkları gayet normaldir. Halk biat eden sürekli birilerine bağlı, sadaka isteyen bireyler mi yetiştirmek istiyor, yoksa bilimden yana özgür düşünen, adaletten yana bireyler mi yetiştirmek istiyor buna karar vermelidir.

(Ayrıca okulların son günleri mezuniyetler, karne günleri yaklaşmakta ama çocukların çocuk olduğunu unutmayalım gereksiz bir maliyet olmakta alınan kıyafetler, düzenlenen organizasyonlar. Bu harcamalar ihtiyacı olanlara akıtılmalı sadelikten uzaklaşılmamalı, ayrıca herkesin sosyo ekonomik durumu aynı olmaması ve ülkemizin şuanda yaşadığı ekonomik kriz dolayından tüm öğretmenlerin buna bir sınır getirmesi ülkemize karşı sorumluluğudur.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşegül Odabaşıoğlu - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Denizli Ahval Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Denizli Ahval hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (554) 556 71 19
Reklam bilgi

Anket Sizce Denizli'de Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler Neresidir?

Bumerang - Yazarkafe