Bitmeyen Seçim

31 Mart Seçim etiketli tüm içerik için tıklayınız" target="_blank">yerel seçimleri ülkemiz demokrasisinin gelişmişlik düzeyini ve siyasi/idari yöneticilerimizin ahlaki değerlerini gözler önüne seren pek çok olayı peş peşe yaşamamıza neden oldu ve olmaya da devam ediyor. 

31 Mart seçimleri, iktidarda oldukları 17 yıl boyunca, kaybetse bile kazanmayı bilmiş AKP’nin ilk kez kaybettiği bir seçim oldu.

AKP’nin iktidarda olduğu yıllarda gerçekleştirilen bütün seçimlerde, seçim güvenliği ve güvenilirliği hep tartışma konusu olmuş, muhalefetin itiraz" class="tag-link" title="itiraz etiketli tüm içerik için tıklayınız">itirazları aylarca sürmüştü. Çok somut ihlaller ve şaibeli işlemler, seçimin galibi iktidar partisinin alaylı ifadeleri ile reddedilmişti. Çok değil, daha bir yıl önce hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ, “Kim sandıkta hile yapılıyor diyorsa o kaybetmiştir ve kaybına bahane arıyor demektir. Şimdiden ana muhalefet partisi 2019 seçimlerindeki kaybına bahane arayışı içerisindedir.” derken, kaybettikleri seçim sonrasında iktidar partisi yetkilileri, “bu seçim demokrasi tarihimizin en büyük şaibelerinden” diyebiliyor.

31 Mart seçimleri AKP için bir ders niteliğinde oldu. İktidarda olmanın bütün olanaklarını kullanarak girdikleri bu seçimde, hiç kaybetmeyeceklerini düşündükleri İstanbul, Adana, Mersin, Antalya gibi büyükşehir belediyeleri ve diğer pek çok il ve ilçe belediyesi" class="tag-link" title="belediyesi etiketli tüm içerik için tıklayınız"> belediyesinde başkanlık Millet İttifakı’na geçmiştir. Halk iradesi söylemini en çok kullanan bir parti olarak AKP, kaybettiği bir seçim sonrasında yenilgiyi kabullenmek ve halk iradesine saygı göstermek yerine, Gezi Eylemlerinden bugüne sürdürdüğü politik argümanları yeniden devreye sokarak “uluslar arası komplo”, “FETÖ”, “darbe” söylemleri ile 31 Mart seçimlerine gölge düşürmeye çalışıyor.

Dün ak dediklerine bugün kara, dün iyi dediklerine bugün kötü, dün doğru dediklerine bugün yanlış diyen bir siyasi tutarsızlık AKP yöneticilerinin uzun zamandır aşina olduğu bir durum. FETÖ olayları öncesi ve sonrasında da bu tarz söylemler ile gündeme gelmişti her birisi. Ama bu kez durum bu kadar basit değil. İstanbul ve Ankara da kendisine oy vermeyenlerin iradesini hiçe sayan tavır ve söylemleri, siyasi tutarsızlıklarını daha da ön plana çıkarıyor ve ne kadar isteseler de o çok sevdikleri ve çokça suiistimal ettikleri “mazlum”, “hakları gasp edilmiş” kişi/kurum olma çabalarını boşa çıkarıyor.

Siyaset, ülkemizde ahlaki yozlaşmanın en fazla yaşandığı alanlardan biri. Bu yozlaşmanın kurumlara sirayet etmesi de elbette kaçınılmaz oluyor. 31 Mart seçimleri, her seçim döneminde tartışma konusu olan iki kurumun özerklikten ne kadar uzak ve siyasi müdahaleye ne kadar açık olduğunu da gösterdi. Bunlardan ilki  Cumhuriyet tarihi ile yaşıt Anadolu Ajansı.  Bu seçimlerde de AA, çoktandır unuttuğu tarafsız yayıncılık ilkesini çiğnemeye ve her seçimde olduğu gibi bu seçimde de uydurma sayım sonuçları üzerinden iktidara siyasi manipülasyon malzemesi sunmaya devam etti. Ama bu kez, karşılarındaki rakip, ortalıktan kaybolup “adam kazandı” diye mesaj atmadı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tam da olması gerektiği gibi yönettiği kriz ortamı, AKP iktidarının bütün seçimlerde kullandığı bir taktiği boşa çıkardı. 

Bir diğer kurum ise Yüksek Seçim Kurulu. YSK, 31 Mart öncesi, gecesi ve devamında, iktidar partisinin seçimlere en somut müdahale aracı oldu ve olmaya devam ediyor. Yılan hikayesine dönen İstanbul’daki oy sayımı ve bununla ilgili YSK’nın kendisiyle çelişen kararları kamuoyunda yakından takip ediliyor. Ve  İstanbul’daki sayım tartışmalarının gölgesinde kalan pek çok YSK kararı, bu kurumun yanlı tutumunu göstermesi bakımından önemli. Özellikle HDP ile AKP arasında yarışın olduğu il ve ilçelerde, HDP’nin kazandığı belediyelerde AKP’nin YSK ya yaptığı itirazların tamamı kabul edilir ve oylar yeniden sayılırken AKP’nin kazandığı ve oy farkının çok az olduğu yerlerde HDP’nin yaptığı itirazların tümü reddediliyor.

31 Mart seçimlerinin yarattığı bu tartışmalı ortam, tarafsız olması gereken devlet kurumlarının tarafsızlığını yitirmesinden dolayı daha uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. İktidar partisi, kendisi için siyasi ve ekonomik olarak arpalığa dönüştürdüğü İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere kaybettiği bütün belediyelerde, tekrar kazanabilmek için her türlü yola başvuracağının işaretlerini verdi ve bu yönde adımlar atıyor. Yasaları ve olayları kendi lehine ve çıkarına yorumlayan ve uygulatan; bu davranışlarıyla yargıya ve siyasete olan güvenin daha da zedelenmesine sebep olan davranışlar her gün tekrarlanarak artıyor. Bu tehlikeli sürecin kazananının olmayacağını, kaybedeninin ise bütün bir ülke olacağını görememek aptallık olur.

Toplumsal yaşamı düzenleyen ahlaki kurallar ile yazılı kanunlar ve bu kanunların uygulanışı, toplumların çağdaşlık düzeyinin göstergesidir. 31 Mart seçim sonuçlarının doğru değerlendirilmesi ve  her olayda biraz daha sürüklendiğimiz Ortadoğu bataklığından kurtulmamız için bir olanak sunması dileği ile….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tahir DURAN - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Denizli Ahval Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Denizli Ahval hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (554) 556 71 19
Reklam bilgi

Anket Sizce Denizli'de Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler Neresidir?

Bumerang - Yazarkafe